5.Sınıf Üniteler

1.Ünite: ALLAH İNANCI

*Allah Vardır ve Birdir

• Allah vardır ve birdir. O eşi ve benzeri olmayandır. Yüce Allah’ın mükemmel sıfatları Kur’an’ın bir çok yerinde anlatılmıştır. Evrendeki, güneş sistemindeki, dünyadaki, doğadaki, insan vücudundaki, canlılar arasındaki uyum ve düzen, Allah’ın varlığının delillerinden birisidir. Allah’ın varlığı ve birliği inancına “tevhit inancı” denir. Tevhit inancı ise Kur’an-ı Kerim’de İhlas suresinde özetlenmiştir.

• Hiçbir varlık tesadüfen oluşmaz. Örneğin bir bina kendiliğinden var olamaz. Başında ustalar ve işçiler, bunların da malzemeleri olması gerekir. Evren ve içindekiler de tesadüfen olmamıştır. Bir Yaratıcı tarafından yaratılmışlardır. O da Allah’tır.

• Evrendeki her şey belli bir uyum ve düzen içerisinde hareket eder. Bu durum, evrenin ve içindekilerin bilinçli bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir.

• İnsanın yapısı başlı başına Allah’ın varlığının delilidir. Bedenin mükemmel tasarımı ve uyumu kesinlikle tesadüf eseri olamaz. Örneğin, her insanın parmak uçlarındaki tasarım farklıdır. Hiçbir insanın parmak ucu, diğerine benzemez.

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu…” (Enbiya suresi, 22. ayet)

*Allah Yaratandır

• Allah her şeyi bir düzen ve ölçüye göre yaratmıştır. Evrendeki bu düzen, denge ve uyum Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde anlatılmaktadır.

“Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” (Mülk suresi, 3. ayet)

• Bu yaratma iki türlüdür. Birincisi yoktan var etmek olan yaratmadır. Örneğin Allah evreni yoktan var etmiştir.

“Bir şeyin olmasını dilediğinde O’nun işi “Ol!” demekten ibarettir. O da oluverir.” (Yasin suresi, 82. ayet).

• Yaratmanın diğer biçimi ise var olandan başka bir şey yaratmaktır. Örneğin gökler ve yer bitişik iken ayrılmış, yeryüzü canlıların yaşaması için uygun bir hale getirilmiştir.

“Yaratmayı ilk başlatan da, devam ettiren de odur. Bu iş O’na göre pek kolaydır.” (Rum suresi, 27. ayet).

Allah’ın yaratması süreklidir.

“… O (Allah), her an yaratma hâlindedir.” (Rahmân suresi, 29. ayet)

• Esmaül Hüsna’dan “Hâlık” ismi her şeyi yaratan, “Bedî” ismi bir şeyi örneği olmadan yaratan, “Bârî” ismi ise örneği olmadan varlıkları icat eden demektir. Yüce Allah’ın subutî sıfatlarından “Tekvin” de yaratmak, yoktan var etmek anlamlarına gelir.

• Allah her şeyi yaşatandır. “Yeryüzündeki her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir…” (Hud suresi, 6. ayet). İnsanın yaşaması için ona rızık veren, maddi imkanları sağlayan Allah, manevi olarak da ona yardım etmiştir. İnsana rehberlik etmesi, eğitmesi, öğretmesi için ona peygamberler ve kutsal kitaplar göndermiştir.

• Allah yarattığı varlıkları gözetendir. Yani Allah yarattığı varlıkları korur, ihtiyaçlarını karşılar. Ayrıca insana akıl ve irade vermiş, zaman zaman vahiy göndererek onları uyarmış, bilinçlendirmiş, terbiye etmiştir.

*Allah Rahman ve Rahimdir

• “Rahman” ve “Rahim”, Allahü Teala’nın Esmaül Hüsna’sındandır. Yani 99 güzel isminden iki isimdir.

• Rahman, müslüman olsun ya da olmasın dünyada yaşayan bütün yaratılmışlara rızık veren, onları  sayısız nimetler ile donatan demektir. Rahim ise ahirette sadece müslümanlara merhamet eden demektir.

• Kur’an’da Allah, rahmetinin her şeyi kuşattığını beyan ettikten sonra onu son peygambere iman edip belli niteliklere sahip olan kimselere ileride ayrıca lutfedeceğini belirtmiştir. (A‘râf suresi, 156-157)

• Bizlere düşen görev; Allah’ın “Rahman” isminden nasiplenip kötülük yapan insanları şefkat ve nezaketle uyarmak, onlara hakaret nazarıyla değil merhamet nazarıyla bakmak, ikinci olarak ise Allah’ın “Rahim” isminden nasiplenip fakirlerin ihtiyaçlarını elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince gidermeye çalışmaktır. (İslam ansiklopedisi, cilt 34, sayfa 416)

“De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; O, Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Zümer suresi, 53. ayet)

“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için O size rahmetiyle lutufta bulunuyor, melekleri de dua ediyor. O, müminlere karşı çok merhametlidir.” (Ahzab suresi, 43. ayet)

*Allah’ın Semi, Basar, İlim, Kudret Sıfatları

Allah her şeyi görür, her şeyi işitir, her şeyi bilir, O’nun her şeye gücü yeter.

Semi’: “İşitmek, duymak” demektir. Yüce Allah her şeyi işitir. O’nun işitmesi yaratılmışların işitmesi gibi sınırlı ve eksik değildir. O, gizli ve açık söylenenlerin hepsini aracısız olarak işitir.
“…bilin ki, Allah her şeyi işiten ve bilendir.” (Bakara suresi, 244. ayet)

Basar: “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görür. Hiçbir şey O’nun görmesinden gizli kalmaz. İnsanların ve diğer canlıların görmesi ise sınırlı ve eksiktir.
“… Allah bütün yaptıklarınızı görür.” (Bakara suresi, 233. ayet)

İlim: “Bilmek” demektir. Allah’ın ilmi sınırsızdır, sonsuzdur ve her şeyi kuşatmıştır. Evrende hiçbir olay O’nun bilgisi dışında gerçekleşmez. O’nun bilgisi ve izni olmadan bir yaprak bile kımıldamaz. Yaratılmışların bilgisi ise sınırlıdır.
” İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Âl-i İmran suresi, 29. ayet)

Kudret: “Güç, kuvvet” demektir. Allah’ın her şeye gücü yeter. O’nun gücü sonsuz ve sınırsızdır.
“Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.” (Yasin suresi, 82. ayet)
“Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara suresi, 148. ayet)

Allah’ın her şeyi gördüğünün, bildiğinin ve işittiğinin farkında olan bir insan; O’nun emirlerine uyar, yasaklarından kaçınır, ahlaklı, saygılı, terbiyeli bir insan olmak için çalışır. Bir kötülük işleyeceği zaman Allah’ın kendisini gördüğünü, söylediklerini duyduğunu ve kalbinden geçenleri bildiğini anlayarak davranışlarını düzeltme yoluna gider. Maddi ve manevi yönden temiz bir hayat yaşamaya özen gösterir.

*Dua ve Salih Amel
Dua;
» İnsanın Allah ile iletişim kurmasıdır.
» İsteklerimizi Allah’a iletmektir.
» Sevinç ve üzüntülerimizi Allah ile paylaşmaktır.
» Allah’tan yardım dilemektir.
» Allah’a sığınmaktır.
» Hatalarımızdan dolayı Allah’tan af dilemektir.
» Verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükretmektir.İnsan dua vasıtasıyla dileklerini ve isteklerini aracısız olarak Allah’a iletir. Sıkıntılı zamanlarında Allah’tan yardım ister. Sıkıntıları geçince de O’na şükreder. Böylece Allah ile iletişimi güçlü ve devamlı olmuş olur. Dua eden kişi, Allah’ın yardımının kendisiyle olduğunu düşünür, bu yüzden manevi güç kazanır, psikolojik olarak rahatlar.”(Ey Muhammed!) De ki duanız olmasa Rabb’im size ne diye değer versin!…” (Furkan suresi, 77. ayet)
“Dua ibadetin özüdür.” Hz. Muhammed (s.a.v.)
“Dua ibadettir.” Hz. Muhammed (s.a.v.)
“Allah katında duadan daha kıymetli bir ibadet yoktur.” Hz. Muhammed (s.a.v.)Niçin ve Nasıl Dua Edilir» Allah’ın bizlere verdiği sayısız nimetlere şükretmek için
» Allah’ın “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim” (Mü’min suresi, 60. ayet) emrine uymak için
» Sevap kazanmak ve Allah katındaki derecemizi artırmak için
» Allah’a sığınarak moral kazanmak, üzüntülerimizi gidermek için
» Hatalarımızı, günahlarımız affettirmek için
» Hastalıklardan, belalardan, kazalardan, tehlikelerden korunmak için
» Dünyada ve ahirette mutlu olmak için
» Yakınlarımızın, ülkemizin, insanlığın iyiliği içinDua, insanın içinden geldiği gibi ve istediği zaman edilebilir. Önemli olan samimi olmaktır. Diğer insanlar ve canlılar için de dua edilmelidir. Dua ederken Allahü Teala’nın güzel isimleri kullanılırsa daha sevap olur. Örneğin; Ey yüce Allah’ım, ey merhameti bol olan Allah’ım. Bir de dua etmeden önce gerçekleşmesini istediğimiz iş veya olay için elimizden geleni yapmalı, ondan sonra Allah’a yalvarmalıyız. Örneğin; hiç ders çalışmadan başarılı olmayı istemek doğru bir davranış değildir.Kur’an-ı Kerim’den Dua Örnekleri:
“… Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru…” (Bakara suresi, 201. ayet)
“… Ey Rabbim! Yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır.” (Tâ-Hâ suresi, 25.-26. ayetler)
“… Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma… Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen bizim Mevlamızsın…” (Bakara suresi, 286. ayet)
“Rabb’im! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabb’imiz! Duamı kabul et.” (İbrahim suresi, 40. ayet)
“Ey Rabb’imiz! Hesabın görüleceği gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim suresi, 41. ayet)Hz. Peygamber’den Dua Örnekleri:
“Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affet.”
“Allah’ım! Senden faydalı bilgi, temiz rızık ve kabul edilmiş bir ibadet dilerim.”
“Allah’ım! Üzüntüden ve kederden sana sığınırım.”
“Allah’ım! Beni doğru yola ilet ve bütün işlerimde başarılı kıl.”Kültürümüzden Dua ÖrnekleriYatma duası
Yattım Allah kaldır beni
Nur içine daldır beni
Can bedenden çıkmadıkça
İmanla uyandır beniYemek duası
Elhamdülillah Elhamdülillah
Bu nimeti veren Allah
Peygamberim Resulullah
Her yemekte derim Bismillah

*Allah’ı Arayan İnsan Hz. İbrahim (a.s.)

Hz. İbrahim’in (a.s.) Mezopotamya bölgesinde yer alan Babil ülkesinde yaşadığı belirtilir. Burası şimdiki Harran ve Urfa çevresidir. Hz. İbrahim doğmadan önce Babil ülkesi Nemrut adlı bir kralın hakimiyeti altında bulunuyordu. Nemrut bir gece rüyasında çok parlak bir yıldızın doğduğunu, parlaklığının güneş ve aydan bile çok olduğunu gördü. Bu durum Nemrut’u korkuttu. Kâhinlerini çağırdı ve rüyasını onlara anlattı. Onlar “Ülkende bir çocuk doğacak. Halkın dinini değiştirecek. Senin saltanatın da o çocuğun eliyle son bulacak” diye rüya hakkında yorum yaptılar. Bunun üzerine çok öfkelenen Nemrut yeni doğmuş ve doğacak olan çocukların öldürülmesini emretti. Nemrut’un yanında çalışan ve bu kararı duyan Hz. İbrahim’in babası Azer, henüz Hz. İbrahim’e hamile olan eşini gözlerden uzakta bir mağaraya götürdü. Bir müddet sonra eşi mağarada doğum yaptı ve Hz. İbrahim dünyaya geldi. Annesi Hz. İbrahim’i tehlike geçinceye kadar belli bir süre mağarada büyüttü.
     Aradan bir zaman geçtikten sonra Nemrut artık tehlikenin geçtiği kanısına varıp çocukların öldürülmesi emrini kaldırdı. Bunun üzerine Azer eşini ve çocuğunu eve getirdi.
Hz. İbrahim zeki bir çocuktu. Ailesinin ve içinde yaşadığı halkın putlara taptığını gördü. İnsanlar taştan, tahtadan yaptıkları putlardan yardım istiyorlar, onlara yiyecekler sunuyorlardı. Ancak Hz. İbrahim’in aklı bu durumu kabul etmiyordu.
Bir gün kırlarda gezerken yoruldu ve bir ağacın altına oturdu. Kendisini ve her şeyi kimin yarattığını düşünmeye başladı. Böyle düşünürken yorgunluktan uyuyakaldı. Akşam uyanınca gökyüzünde parlak bir yıldız gördü. Aradığı yaratıcının bu parlak yıldız olduğunu düşünüp heyecanla yıldızı seyretmeye başladı. Ancak yıldız bir süre sonra gözden kayboldu. Hz. İbrahim “Batıp kaybolan benim Rabbim olamaz!” dedi. Arkasından ay bütün güzelliği ve aydınlığıyla dolunay şeklinde doğdu. Hz. İbrahim “İşte Rabbim budur” diyerek ayı seyretmeye başladı. Bir süre sonra ay da kaybolunca Hz. İbrahim üzüldü ve kaybolan şeylerin Tanrı olamayacağını düşündü. Sonra uykuya daldı. Sabah uyandığında güneşin doğmaya başladığını gördü. Güneşin ihtişamı, aydınlığı hepsinden daha fazlaydı. “İşte Rabbim budur. Zira bu hepsinden daha büyük” dedi. Ancak akşam olup güneş yavaş yavaş batmaya başladı ve bir süre sonra gözden kayboldu. Hz. İbrahim bunun da Tanrı olamayacağını anladı ve etraflıca düşünmeye başladı. Sonra bütün bu doğup batanları ve kainattaki her şeyi yaratan Allah’ı buldu. O’nun hepsinden daha güçlü ve büyük olduğunu, ancak kendisinin O’nu göremediğini anladı. “Ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden (puta tapanlardan) değilim.” (En’am suresi, 79. ayet) dedi.
Hz. İbrahim’in babası Azer de putlara tapmaktaydı. Ayrıca bir put ustası olan Azer atölyesinde çalışırken oğlu Hz. İbrahim yanına geldi. Babasına, putların kendisini duyup duymadığını veya dua ettiğinde duasına karşılık verip vermediğini sordu. Azer oğlunun bu sorularına olumsuz cevap verdi. O zaman Hz. İbrahim babasına “Babacığım, elinden hiçbir iş gelmeyen, seni işitip görmeyen bu putlara ne diye tapıyorsun?” diye sordu. Azer bu duruma kızdı ve oğlunu yanından uzaklaştırdı.
Hz. İbrahim halkına putlara tapmanın yanlış olduğunu söyledi. Onları bir ve tek olan Allah’a inanmaya çağırdı. Halkı inanmasa da Hz. İbrahim bıkmadan usanmadan onlara doğruyu göstermeye çalıştı. Hatta bir keresinde halkın şehir dışında eğlence yaptığı bir zamanda tapınağa girip bütün putları baltayla parçaladı. Yalnız büyük puta dokunmadı ve baltayı onun boynuna asarak oradan uzaklaştı. İnsanlar eğlenceden döndükleri zaman putların parçalanmış olduğunu gördüler. “Bunu ancak İbrahim yapmıştır” diye düşündüler. Çünkü Hz. İbrahim kendileriyle eğlenceye gelmemişti ve aynı zamanda O putlara inanmayan biriydi. Hz. İbrahim’i çağırdılar ve putları kimin kırdığını sordular. Hz. İbrahim “…Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun bakalım…”(Enbiya suresi, 63. ayet) dedi. İnsanlar bir süre şüphe ve tereddüt içinde düşündüler. Hz. İbrahim onları Allah’a inanmaya çağırdı. Ancak onlar yine inanmadılar ve Hz. İbrahim’i kral Nemrut’a şikayet ettiler.
Nemrut Hz. İbrahim’i çağırdı. Olanları duymuştu ve O’nu sorguya çekti. Kendini beğenmiş bir tavırla Hz. İbrahim’e sordu:
─ Bu ülkenin Tanrısı benim. Senin Tanrın da kim?
Hz. İbrahim:
─ Benim Rabbim Allah’tır. O öldürür ve yeniden diriltir, diye cevap verdi.
Nemrut:
─ Ben de öldürür ve diriltirim, dedi. Daha sonra zindandan çağırttığı iki mahkumdan birisini öldürttü. Diğerini de serbest bıraktı.
Hz. İbrahim:
─ Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene, dedi.
Nemrut bu sözlere şaşırıp kaldı, ne diyeceğini bilemedi. Onu cezalandırmak istedi ve ateşe atılmasını emretti. Herkes odun topladı. Odunlardan büyük bir yığın oluşturuldu. Sonra odunları ateşe verdiler. Hz. İbrahim’i de ateşin içine attılar. O anda Allahü Teala ateşe emretti: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol!”. Ateş bir gül bahçesine dönüşüverdi ve Hz. İbrahim’i yakmadı. Bu, Allah’ın büyük bir mucizesi idi. Orada bulunanlardan bir kısmı gördükleri bu mucize karşısında Allah’a iman ettiler. Ancak Nemrut başta olmak üzere bir çoğu inanmamakta ısrar ettiler. Hz. İbrahim bu olaydan sonra kendisine inananları ve ailesini yanına alarak oradan Şam diyarına göç etti.

*İhlas Suresi ve Anlamı

Kur’an-ı Kerim’in 112. suresi olan İhlas suresi, Peygamberliğin Mekke döneminde indirilmiş olup 4 ayetten oluşur. İhlas, samimi olmak, Allah’ın dinine içtenlikle (gönülden) bağlanmak demektir. İhlas suresi tevhid inancının en özlü ifadesidir. Tevhid, Allah’ın varlığı ve birliği inancıdır. Bu surede; Allah’ın bir ve tek olduğu, var olmak için başka hiçbir şeye muhtaç olmadığı, doğmamış ve doğurmamış olduğu, eşinin ve benzerinin olmadığı vurgulanır. Peygamber Efendimiz Felak ve Nas sureleriyle birlikte İhlas suresinin de kötülüklerden korunmak maksadıyla okunabileceğini ve kendisinin yatarken bu sureleri okuduğunu bildirmiştir. (Müsned, III, 417)
Bismillahirrahmanirrahim
Kul hüvellâhü ehad. Allahüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.”De ki: O Allah’tır, bir tektir. Her şey O’na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. O’ndan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”

2.Ünite: RAMAZAN ve ORUÇ

RAMAZAN AYI VE ORUÇ ÖZETİ
Ayet: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı, umulur ki korunursunuz(bakara/183)

Ayet: Sizden kim ramazan ayına yetişirse oruç tutsun.(bakara/185)

Hadis-i şerif: Yalanı ve onunla iş yapmayı bırakmayan kimsenin (oruç tutmak için) yeme-içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.

Hadis-i şerif: Hz Peygamber hakkıyla oruç tutanın geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir.

Hadis-i şerif: Oruç tutmaya devam et çünkü sevap yönünden onun bir benzeri yoktur.

Hadis-i şerif: Yüce Allah, insanın oruç dışında her ameli kendisi içindir, oruç benim içindir, mükafatını da ben vereceğim buyurmuştur.

Hadis-i şerif: Oruç tutunuz sıhhat bulunuz.

Hadis-i şerif: Sahura kalkınız çünkü sahurda bereket vardır.

Hadis-i şerif: Yüce Allah ramazan ayında oruç tutmayı size farz kıldı, bende size ramazan gecelerini, namaz ve başka ibadetlerle geçirmeyi sünnet olarak bırakıyorum. Allah’a inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan ayında gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz ve başka ibadetlerle geçiren kişi dünyaya henüz yeni gelmiş gibi günahlardan arınmış olur.

Oruç: Kelime olarak; bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamında kullanılır. Dini terim anlamı: Tan yerinin ağarmasından (imsak vaktinden) akşam güneş batıncaya kadar bilinçli olarak yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.

>> Oruç, Cenab-ı Hakk’a kulluk borcumuzu ödememin farklı bir ifade şeklidir.

>> Beden ile yapılan bir ibadettir. Hicretin 2. Yılı (624) yılında farz kılınmıştır 

Orucun Faydaları:

>> Oruç, Allah rızası için iş yapmayı öğretir.

>> Oruç, ahlakımızı güzelleştirir.

>> Yardımlaşma duygularımızı çoğaltır, yoksulların halini hissetme ve onlara daha şefkatli olma hissi kazandırır.

>> Oruç, bir sabır eğitimidir, insana sabırlı olmayı öğretir.

>> Nefsimizin isteklerini kontrol altına almayı öğreniriz.

>> Devamlı Allah’ı hatırlamamızı sağlar.

>> Oruç, kişiye sevap kazandırır.

> >Oruç, sağlığımıza faydalıdır.

>>Oruç, topluma huzur verir.

>> Kişiyi kötülüklere karşı korur.

>> İnsanın merhamet duygularını geliştirir.

>> İnsana nimetlerin kıymetini öğretir.

*Oruç Çeşitleri:

1- Farz oruç: Ramazan ayında oruç tutmak, Ramazan’da herhangi bir özürden dolayı tutulamayan orucu başka günlerde tutmak (kaza etmek) ve keffaret oruçları farzdır.

2- Nafile oruç: Ramazan ayı dışında sevap kazanmak için tutulan oruçtur. 3- Adak orucu: Kişinin dinen yükümlü (sorumlu) olmadığı halde, bir ibadeti yapmayı kendisi için yükümlülük haline getirmesine denir. Örnek; sınavı kazanırsam 3 gün oruç tutacağım diyerek, bu orucu tutmak için Allah’a söz vermek gibi.

4- Muharrem orucu: Haram kılınan, yasaklanan, kutsal olan, saygı duyulan anlamlarına gelir. Peygamber efendimiz, “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” buyurmuştur. Muharrem ayının 9, 10 ve 11. Günleri oruç tutmak daha faziletlidir. Muharrem ayının onuncu günü aşura diye adlandırılır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı.

*Aşura gününde gerçekleşen önemli olaylar:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

>> Hz. Âişe’nin belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

5- Kaza orucu: Ramazan ayında bir özürden dolayı tutulamayan veya bozulan oruçların yerine ramazandan sonra güne gün oruç tutmaya denir.

*Oruç Kimlere Farzdır?

1-Müslüman olana

2- Akıllı olana

3- Ergenlik çağına girmiş olana

*Kimler Oruç Tutmayabilir?

1- Yaşlı olan 2- Yolcu olan 3- Hasta olan 4- Hamile ve çocuk emziren kadınlar 5- Adet ve lohusalık halinde olan kadınlar 6- Aşırı aç ve susuzluk halinde olan 7- Orucu zorla bozdurulmuş olan.

*Allah’ın Kabul Ettiği Oruç

Oruç tutarken, yeme-içmeyi terk ettiğimiz gibi her türlü kötülükten de uzak durmaya çalışmalıyız. Çünkü Allah Teala, açlık ve susuzluğumuzun yanı sıra günahlardan uzak durarak tuttuğumuz oruçları kabul eder. Öyleyse oruçlu iken;

> Dilimizi yalandan ve kötü sözlerden korumalıyız.

> Gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmalıyız.

> Ellerimizi haram işlerden uzak tutmalıyız.

> Midemize haram lokma göndermemeliyiz.

> Kulaklarımızı yalan ve dedikoduya karşı tıkamalıyız.

> Ayaklarımızı da kötü işler peşinde koşmaktan uzak tutmalıyız.

*Orucu Bozan Durumlar Nelerdir?

Hem Kaza Hem de Keffaret Gerektiren Durumlar:

>> Bilerek bir şey yiyip-içmek

>> Sigara içmek

>> Ağza giren yağmur, kar, dolu tanelerini isteyerek yutmak

. >> Unutarak yiyen kişi fark ettiği andan sonra yemeye devam etmesi durumunda.

*Yalnız Kaza Gerektiren Durumlar:

>> Alışkanlık haline gelmemiş şeyleri yemek (çiğ pirinç, hamur, toprak)

>> Ağza giren yağmur, kar, dolu tanelerini istemeden yutmak.

>> Abdest alırken suyun yanlışlıkla genize kaçması.

>> Başkasının zorlaması ile orucu bozmak.

>> Dişler arasında kalan nohut tanesi büyüklüğündeki şeyi yemek.

>> Kendi isteği ile ağız dolusu kusmak.

>> Güneş batıp, iftar olduğunu zannederek orucu bozmak.

>> Ramazan orucundan başka başka bir orucu bilerek de olsa keffaret gerektirmez.

*Oruca Ne zaman Niyet Edilir?

1- Akşamdan itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar:

>> Ramazan orucu

>> Adak orucu

>> Nafile oruçlar

2- Tan yeri ağarmadan, geceleyin niyet edilmesi gereken oruçlar:

>> Ramazan da tutulamayıp başka zamanda kaza edilen oruçlar

>> Keffaret orucu

>> Başlanıp da bozulan nafile oruçların kazası

*Teravih Namazı:

>> Ramazan ayına özgü bir namazdır, sadece ramazan ayında kılınır.

>> Teravih namazı, 20 rekatlık sünnet bir namazdır. Teravih namazı, her iki rekatta bir selâm vererek veya dört rekatta bir selam vererek kılınabilir, fakat iki rekatta
selam vererek kılmak daha faziletlidir.

>> İster camide ister evde, ister tek isterse de cemaatle kılınabilir. Fakat camide cemaatle camide kılmak daha faziletlidir.

>>Yatsı namazı ile vitir namazı arasında kılınır. Kazası yoktur, daha sonra kılınamaz.

*Ramazan Ayı ve Oruçla İlgili Kavramlar:

İmsak: Tan yerinin ağarmasıyla, oruca başlama vaktine denir.

Sahur: Tan yerinin ağarmasıyla imsak vakti arasındaki vakittir.

İftar: Güneşin batması ile oruca başlamaya denir. Mahya: Ramazan ayında minarelere asılan ışıklı yazılara denir.

Mukabele: Bir kişinin Kur’an’ı okuyup diğer kişilerin dinlemesi ve takip etmesi şeklinde yapılan Kur’an okumaya denir.

İnzivaya: itikâf, bir mescidde ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir. İtikâf yapmak isteyen kişi, itikâf niyetiyle mescid veya mescid hükmündeki bir yerde kalmaya başlayarak itikâfa girmiş olur. Vaktini namaz, Kur’ân tilâveti, dua, zikir ve tefekkür gibi ibadet ve taatlerle veya dinî bilgi ve kültürünü artıracak sohbet ve okumalarla değerlendirir. Doğal ihtiyaçlarını gidermek için mescidi meşgul etmeyecek ve kirletmeyecek şeyleri mescide getirebilir. Mescid de yer, içer ve orada istirahat eder. Mescidin içinde giderilmesi mümkün olmayan zarurî ve doğal ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Ancak ihtiyacını giderdikten sonra hemen itikâf mahalline geri döner.

Kadir Gecesi: Ramazan ayının son on günü içinde (27. Gecesi olarak kabul ediliyor) mübarek kabul edilen bir gecedir. Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ve Kur’an’ da adı geçen tek suredir. Bin aydan daha hayırlı bir gecedir.

Fidye: Bir yoksulun bir günlük yiyecek ihtiyacını karşılayacak miktardaki paraya denir.

Not: Aşırı derecede hasta olanlar ile iyileşmesi mümkün olmayan hastalar tutamadıkları ramazan orucunun günlük fidyesini verirler.

Fıtr sadakası(Fitre): Ramazan-ı şerifin sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı bir mala sahip bulunan her Müslümanın kendisi ve velayeti altındaki kimseler için verilmesi vacip olan bir sadakadır. İnsan varlığının zekâtı bedeninin sadakası kabul edilmiştir. Buna “fitre” de denir. Şafii mezhebine göre farzdır. Bir fakirin bir günlük yiyecek ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda olmalıdır. Çocukların fitrelerini aile büyüklerinden birileri verir. Fitre, zekat verilebilecek kişilere verilir.

*İftar Duası: Allah’ım senin için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim, verdiğin rızıklarla iftar ettim. Yarının orucunu tutmaya niyet ettim, önceki ve sonraki günahlarımı affeyle.

3.Ünite:  ADAP ve NEZAKET

*Nezaket Kuralları

• Adap, edep kelimesinin çoğuludur. Edep; iyi ahlak, güzel terbiye, eğitim demektir. İnsan ilişkilerini düzenleyen ve kolaylaştıran, yazılı olmayan toplumsal kurallara adap kuralları denir.
• İnsanın çevresindekilere karşı gösterdiği kibar, görgülü davranışlara nezaket denir. Nezaket sayesinde insanlar birbirleriyle çok daha iyi geçinirler.
• Ailede, okulda, sokakta, yolculukta ve birçok sosyal ortamda uyulması gereken nezaket kuralları vardır. Biriyle karşılaşınca selamlaşmak, hasta ziyaretini kısa tutmak, güler yüzlü olmak, yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür etmek nezaket kurallarından bazılarıdır.
• Nezaket kurallarından biri de kişisel mahremiyete özen göstermektir. Mahremiyet, kişinin özel yaşamının gizliliğidir. Bir insanın özel hayatını araştırmak, kişisel bir bilgisini başkalarıyla paylaşmak doğru bir davranış değildir. Mahremiyete karşı duyarlı olmak bir nezaket kuralıdır. Örneğin arkadaşımızın bir eşyasını izin alarak kullanmak, bize söylenen bir sırrı korumak, sosyal medyada bir fotoğraf paylaşmadan önce o fotoğrafta yer alan kişilerden izin istemek kişisel mahremiyetin bir gereğidir.
• Bulunduğumuz ortamları temiz ve düzenli kullanmak, ortak kullanılan eşyalara zarar vermemek, arkadaşlarımızı incitecek söz ve davranışlardan kaçınmak, selamlaşmak, izin alarak konuşmak yaşadığımız ortamı güzelleştiren nezaket kurallarındandır.
• İnsanları kıran davranışlardan uzak durmak, ölçülü bir ses tonuyla konuşmak, çevreyi rahatsız edecek şekilde gürültü yapmamak yine nezaket kurallarındandır.

*Selamlaşma Adabı

• Selam; barış, esenlik, güven, kurtuluş gibi anlamlara gelir. Selamlaşma ise insanların birbirlerine söz veya işaretle esenlik dilemeleridir. Biriyle karşılaştığımızda iletişim kurmanın ilk yolu selamlaşmaktır. Selamlaşırken sağlık, afiyet, esenlik dilemiş oluruz. Selam vererek karşımızdaki insana değer verdiğimizi ve ona karşı iyi niyetli olduğumuzu göstermiş oluruz.
• Selamlaşmak hem bir nezaket kuralı hem de İslam dinine göre toplumda yaygınlaştırılması istenen bir davranıştır.
• Toplumumuzda merhaba, günaydın, hayırlı günler, iyi çalışmalar, Allah’a emanet olun gibi selamlaşma ifadeleri kullanılmaktadır. Ancak ülkemizde insanlar genellikle “selamün aleyküm” diyerek selamlaşırlar. Selam verilen kişi de “aleyküm selam” diyerek selama karşılık verir.
• Küçük olan büyük olana, bir araç üzerinde giden yürüyene, yürüyen veya ayakta olan oturana, sayı bakımından az olan topluluk çok olana selam verir. Selam, insanlar arasındaki sevgi, güven ve muhabbetin artmasını sağlar.“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (Nisa suresi, 86. ayet)“Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.” Hz. Muhammed s.a.v.

*İletişim ve Konuşma Adabı

• İnsanlar arasındaki iletişimi sağlayan en temel yol konuşmadır. Konuşurken kullandığımız ifadeleri, ses tonumuzu, hareketlerimizi doğru seçersek kendimizi daha iyi anlatabiliriz. Bu nedenle çevremizle iletişimimizde konuşma üslubumuza ve konuşma adabına uygun davranmamız gerekir.
• Konuşma adabına uygun davranmanın ilk şartı doğru sözlü olmaktır. Konuşmalarımızda yalandan uzak durmalı, dürüstlükten vazgeçmemeliyiz.
• Konuşurken kırıcı ve incitici tarzda konuşmamalı, kötü sözden ve kötü ifadelerden uzak durmalıyız.
• Konuşurken ifadelerimizi karşımızdaki kişinin anlayacağı şekilde seçmeliyiz. Bu şekilde konuşmak yanlış anlaşılmayı önler.
• Toplum içinde gizli konuşmalar yapmak nezaket kurallarına uygun değildir.
• Sosyal medyada paylaştığımız bilgilerin mahremiyeti zedeleyecek nitelikte olmamasına dikkat etmeliyiz. Kullandığımız ifadeleri doğru seçmeli, dil kurallarına uygun şekilde yazmalıyız. Paylaştığımız bilgilerin doğruluğundan emin olmalıyız. Yalandan, kötü söz ve iftiradan sakınmalıyız. İnsanları incitecek davranışlardan uzak durmalıyız.“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.” Hz. Muhammed s.a.v.” Eğer bir yerde üç kişi iseniz, kalabalığa karışmadıkça ikiniz ötekini bırakarak gizli bir şey konuşmasın. Çünkü bu, onu üzer.” Hz. Muhammed s.a.v.

*Sofra Adabı

• Allah (c.c.), Kur’an-ı Kerim’de, “Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl suresi, 114. ayet) buyurarak Müslümanların helal ve temiz olan rızıklardan yemelerini ve verdiği nimetlerden dolayı kendisine şükretmelerini istemektedir.
• İnsan sağlığına zarar veren yiyecek ve içecekler, İslam dinine göre helal değildir. Bu nedenle Müslümanlar Allah’ın haram kıldığı yiyecek ve içeceklerden uzak dururlar.
• Yemekten önce ve sonra elleri yıkanmalıdır. Sağlık açısından bu davranışı Hz. Muhammed de (s.a.v.) tavsiye etmiştir.
• Yemek yemeye besmele çekerek başlamalıyız.
• Yemek yerken ölçülü olmalı, beslenmeyi doğru bir şekilde yapmalıyız. Gereğinden fazla yemek sağlığa zararlıdır.
• Hz. Muhammed (s.a.v.), midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayırıp üçte birini de boş bırakmak gerektiğini belirtmiştir.
• Yemek bittikten sonra Allah’a şükretmeliyiz.
• Ağzımızda lokma varken konuşmamalıyız.
• Yemeğimizi, başkalarını rahatsız etmeden yemeliyiz.
• Yemeğimizi bir yere oturarak yemeliyiz.
Peygamber Efendimiz yemekten sonra Allah’a şükretmek için şöyle dua ederdi;
“Elhamdülillahillezi et’amenâ ve sekânâ ve cealenâ min’el müslimîn.” (Bizi yediren, bizi içiren ve bizi Müslüman kılan Allah’a hamdolsun)
*Hz. Lokman’dan (a.s.) Öğütler
Hz. Lokman’ın (a.s.) adı Kur’an-ı Kerim’in bir suresine verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lokman (a.s.) kendisine hikmet verilen salih bir kişi olarak tanıtılır. Hikmet, yerindelik, uygunluk, insanın Allah’ı gereği gibi bilmesi, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırarak yanlış davranışlardan uzak durması anlamlarına gelir.
“Andolsun, biz Lokman’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Lokman suresi, 12. ayet)
Hz. Lokman’ın (a.s.) oğluna verdiği öğütler;
“Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokmân suresi, 13. ayet.)
“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” (Lokmân suresi, 14. ayet.)
“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokmân suresi, 15. ayet.)

“Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (Lokmân Suresi, 16. ayet.)

“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokmân Suresi, 17. ayet.)

“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez.” (Lokmân Suresi, 18. ayet.)

“Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokmân Suresi, 19. ayet.)

*Tahiyyat Duası ve Anlamı
Tahiyyat; selam, ikram, ihsan, hürmet ve ibadet anlamlarına gelir. Tahiyyat duası namazlarda oturduğumuz zaman okunan bir duadır. Bu duada Hz. Peygamber ile Yüce Allah arasındaki konuşma yer alır. Bu konuşmada Yüce Allah Hz. Muhammed’e (s.a.v.) rahmet, bereket ve esenlik dilemektedir. Bu dua kelime-i şehadet ile son bulur. Tahiyyat duasıyla, Müslümanlar her gün beş vakit namazda selamlaşmanın önemini hatırlamaktadır. Müslümanlar namazlarında tahiyyat duasını okuyarak Allah’ı (c.c.), O’nun salih kullarını ve bütün varlıkları selamlamış olurlar.

Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtüh.  Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlüh.

Anlamı: Dil, beden ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah içindir. Ey Peygamber! Allah’ın rahmeti, bereketi ve selâmı senin üzerine olsun. Selam bize ve Allah’ın iyi kullarına da olsun! Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v.), O’nun kulu ve elçisidir.

Ünite Kazanımları
KAZANIMLAR 1. Toplumsal hayatta nezaket kurallarına uygun davranışlar sergilemeye özen gösterir. Kişisel mahremiyetin önemine değinilir ve bu konuda dikkat edilecek hususlar üzerinde durulur. 2. Selamlaşma adabına riayet eder. 3. İletişim ve konuşma adabına uygun davranır. İletişim adabı konusunda internet ve sosyal medya adabına da değinilir. 4. Sofra adabına riayet eder. Helal kazanç, helal lokma gibi konulara kısaca değinilir.5. Hz. Lokman’ın (a.s.) öğütlerini hayatına yansıtmaya özen gösterir. Lokman suresi, 12-19. ayetlerde tavsiye edilen davranışlara öğrenci seviyesine uygun bir şekilde yer verilir. 6. Tahiyyat duasını okur, anlamını söyler.Tahiyyat duası ile ilgili kısa açıklamalara ve duanın nerelerde okunduğunu içeren bilgilere yer verilir. Ünite genelinde konular, günlük hayattan ve öğrencilerin somut deneyimlerinden örneklerle işlenir. Ayrıca konuların ele alınmasında, başta ayet ve hadisler olmak üzere kültürümüzden deyiş, nefes, şiir ve beyit gibi düzeye uygun edebî metinlerden yararlanılır.

4.Ünite:  Hz. MUHAMMED ve AİLE HAYATI

*Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Evliliği ve Çocukları

• Hz. Muhammed (s.a.v.) gençlik çağlarında ticaret ile uğraşıyordu. Hem iş hayatında, hem de normal yaşantısında dürüst ve güvenilir bir insandı. Bu yüzden insanlar O’na “Muhammedül emin (güvenilir Muhammed)” diyorlardı.

• Hz. Hatice ise dul, zengin ve ahlaklı bir tüccardı. İşlerini yürütecek güvenilir bir insana ihtiyaç duyuyordu. Peygamberimizin ticaret hayatındaki başarısını ve güvenilirliğini işitince O’na işlerini yürütme teklifinde bulundu. Peygamberimiz bunu kabul etti.

• Peygamberimiz, Hz. Hatice’nin Şam kervanının başına geçti. Bu ticarette önemli kazançlar elde etti ve yeni mallar satın alarak Şam’dan geri döndü.

• Bu yolculukta yanında bulunan Hz. Hatice’nin yardımcısı Meysere, dönüşte Hz. Muhammed’in başarısını ve dürüstlüğünü Hatice’ye anlattı. Hz. Muhammed’ten etkilenen Hz. Hatice, yardımcısı aracılığıyla Hz. Muhammed’e evlenme teklifinde bulundu. Peygamberimiz bir süre düşündükten sonra bu teklifi kabul etti. Hz. Hatice ve Hz. Muhammed sade bir düğün töreniyle evlendiler.

• Peygamberimiz ile Hz. Hatice’nin evliliklerinden altı çocukları dünyaya geldi.

Kız çocukları → Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma.

Erkek çocukları → Abdullah, Kasım.

• Peygamberimizin erkek çocukları küçük yaşta, Hz. Fatıma dışındaki kız çocukları ise Peygamberimizden önce vefat ettiler. Peygamberimiz kızı Fatıma’yı, amcası Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali ile evlendirdi. Peygamberimizin soyu, Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin çocukları olan Hasan ve Hüseyin’den devam etti.

• Hz. Hatice’nin vefatından sonra Peygamberimiz Hz. Mariye ile evlendi. Bu evlilikten de İbrahim adında bir erkek çocuğu dünyaya geldi. İbrahim de Peygamberimizden önce vefat etti.

Peygamberimizin bütün çocukları: Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma, Abdullah, Kasım, İbrahim.

*Bir Eş Olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)

• Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Hatice (r.a.) birbirlerine karşı saygılı ve anlayışlı davranmıştır. Onların evliliği tüm Müslümanlara örnektir. Öyle ki Hz. Peygamber, ilk vahiy geldiğinde bunu eşi Hz. Hatice’ye (r.a.) anlatmış, Hz. Hatice (r.a.) “Allah seni kesinlikle utandırmaz. Çünkü sen, akrabalık bağlarını sıkı tutar, doğru söz söyler, bakıma muhtaç olan kimselere yardım eder, elinde avucunda olmayana verir, misafiri ağırlar ve haksızlığa uğrayanları gözetirsin.” sözleriyle eşine destek olmuştur.

• Hz. Hatice’nin (r.a.) vefatından sonra Hz. Muhammed (s.a.v.) onu hayırla anmış ve “…Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı da Hatice’dir.” buyurmuştur.

• Hz. Peygamber ihtiyaçlarını kendisi giderir ve ağır işleri her zaman o üstlenirdi. Eşine yardım etmekten çekinmezdi.

• Hz. Muhammed (s.a.v.), ailesinin fikirlerine önem verir ve bazı ciddi meseleleri de onlara danışırdı. Ailesi de Hz. Peygambere her konuda destek olmuş ve tüm zorluklara da birlikte katlanmışlardı.

*Bir Baba Olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)

• Hz. Muhammed (s.a.v.), evlatlarının her şeyiyle yakından ilgilenmiş, onlara daima sevgi ve şefkatle yaklaşmıştır. Bu yönüyle tüm insanlara örnek olmuş ve bir babanın nasıl olması gerektiğini en güzel şekilde göstermiştir.

• Cahiliye döneminde insanlar kız çocuklarından utanç duyarken Peygamberimiz bu yanlış anlayışı kabul etmemiş, kızlarına gösterdiği ilgi, sevgi ve merhametle tüm insanlığa örnek olmuştur.

• Hicretten sonra Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamberin yanına gelerek kızı Hz. Fatıma (r.a.) ile evlenmek istediğini söylemişti. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu teklifi cevaplamadan önce kızının fikrini sormuş ve Hz. Fatıma’nın da (r.a.) razı olduğunu görünce bu evliliğe onay vermiştir.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) çocuklar arasında ayrım yapılmasını hoş karşılamazdı. Çocuklara adaletli davranılmasını ister, sahabeyi de bu konuda uyarırdı.

• Hz. Muhammed (s.a.v) çocukların sevgi bağını koparacak, onları üzecek davranışlardan ısrarla kaçınmıştır. Çocuklarıyla oyunlar oynamış, sevinçlerine ortak olmuştur.

*Bir Dede Olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)

• Hz. Muhammed (s.a.v.) torunlarına şefkat ve merhametle yaklaşırdı. Onların ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenirdi.

• Torunları dünyaya geldiğinde onlara güzel isimler koymuş, onlar için akika kurbanı kesmiş ve sadaka vermiştir.• Büyüdüklerinde onlarla şakalaşmış, oyunlar oynamıştır. Hastalandıklarında onları ziyaret etmiştir.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) torunu Ümâme kucağında olduğu hâlde namaz kılardı. Ayağa kalktığı zaman onu kucağına alır, secdeye vardığında bırakırdı. Bazen, Hz. Muhammed (s.a.v.) secdeye gidince torunları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) de gelip sırtına binerlerdi. Peygamberimiz secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere bırakırdı. Secdeye gidince onlar yine sırtına binerlerdi. Bu durum, namaz bitene kadar bu şekilde devam ederdi. Namaz bitince Hz. Muhammed (s.a.v.) onlara hiç kızmadan kucaklar ve dizlerine oturturdu.

• Peygamberimiz torunlarını kucağına alır, onları öper ve onlarla oynardı. Yine bir gün torununu kucağına alıp öpüyor ve onunla oynuyordu. O sırada Akra’ b. Hâbis et-Temîmî isimli bir sahabi onları izliyordu. Dede ile torunu arasındaki bu duruma şaşırarak “Benim on çocuğum var ama hiçbirini öpmedim.” dedi. Hz. Muhammed (s.a.v.) bunun üzerine “Allah senin kalbinden merhamet duygusunu söküp almışsa, ben ne yapayım? Merhamet etmeyene merhamet edilmez!” buyurdu.

• Hz. Muhammed (s.a.v.) sadece torunlarına değil bütün çocuklara sevgiyle yaklaşır ve onların da sevgisini kazanırdı. Çocuklara da selam verir, hastalandıklarında onları ziyaret ederdi.

*Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ailesinin Örnek Davranışları

+Mutluluk ve Üzüntüler Paylaşılırdı

Peygamberimizin kızı Zeynep’in çocuğu hastalanmıştı. Peygamber Efendimiz durumu haber alınca kızını ve torununu görmeye gitti. Bu duruma çok üzüldü ve onları teselli etti. Torununun tedavisi için gereken her şeyi yaptı.

+Akrabalık ve Komşuluk İlişkilerine Özen Gösterilirdi
Peygamber Efendimizin komşularından olan Habbab bir yolculuğa çıkmıştı. Habbab’ın keçileri vardı ancak evinde kendisinden başka keçilerini sağmayı bilen başka biri yoktu. Bu yüzden Habbab yolculuktan dönünceye kadar Peygamberimiz her gün onun keçilerinin sağılmasına yardımcı oldu.

+Yetimler ve Yoksullar Gözetilirdi
Hz. Peygamber, bir bayram sabahı  Medine sokaklarını dolaşıyordu. Çocuklar bayramlık elbiselerini giymiş ve sevinç içerisinde kendi aralarında oynuyorlardı. Kenarda yalnız başına oturmuş küçük bir çocuk Peygamberimizin dikkatini çekti. Elbiseleri yamalı ve ayakkabıları yırtık olan bu çocuk elleriyle yüzünü kapatarak ağlıyordu. Peygamberimiz hemen onun yanına gitmiş ve şöyle demişti: “Yavrucuğum! Bu güzel bayram gününde niçin ağlıyorsun?” Küçük çocuk, başını kaldırmamış ve soruyu soranın kim olduğuna bakmamıştı. İçini çekerek şöyle cevap verdi: “Babamı hatırladım. Geçen bayramda beraberdik. Ama şimdi aramızda değil. Peygamberimizle savaşa gitti ve şehit oldu. Keşke bu bayram da yanımızda olsaydı.” Küçük çocuğun bu sözlerini dinleyen Peygamberimiz çok üzülmüştü. Onun başını okşayarak şöyle dedi: “Üzülme yavrucuğum. Eğer istiyorsan ben baban olayım, Ayşe annen, Fatıma da ablan olsun. İstemez misin?” Bu teklif karşısında şaşkına dönen küçük çocuk, karşısındaki kişinin Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğunu anlamıştı. Hemen Peygamberimizin bu teklifini kabul etmiş ve onunla birlikte evine gitmişti. Hz. Ayşe ve Hz. Fatıma küçük çocuğu bağırlarına bastılar. Saçlarını tarayarak güzel elbiseler giydirdiler ve yemek yedirdiler. Sevinç içerisinde tekrar sokağa koşan bu küçük çocuk, arkadaşlarının yanına gitmiş ve onlarla beraber oyuna katılmıştı. Kendisine şaşkınlıkla bakan ve durumu merak eden arkadaşlarına sevinçle şöyle demişti: “Artık benim de dünyalar iyisi ve kalbi merhametle dolu bir babam var. Bir de saçlarımı tarayan şefkatli bir annem ve elbiselerimi giydirip beni seven bir ablam var.”

+Misafirler En Güzel Şekilde Ağırlanırdı
Bir gün bir kadın iki kızıyla birlikte Peygamberimizin evine geldi. Peygamberimizin eşi Hz. Aişe kadına üç tane hurma verdi. Kadın kızlarına birer hurma verdikten sonra üçüncü hurmayı da aralarında paylaştırdı. Kadına hurmaları niçin verdiğini soranlara Hz. Aişe “İstedim ki kapıya gelen boş gitmesin” diye cevap verdi.

Bir gün Hz. Muhammed (s.a.v.) arkadaşlarıyla beraber evine geldi.Eşine yiyecek varsa getirmesini söyledi. Eşi evde olanlardan getirdi. Peygamberimiz ve ailesi, imkanları kısıtlı olmasına rağmen misafirlerini en güzel şekilde ağırladılar, onlara cömertçe davrandılar.

*İsraftan Kaçınılırdı
Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma’nın düğünü çok sade bir törenle gerçekleşti. Çeyizi de çok sade idi. Kızının çeyizinin sadeliğini gören Peygamberimiz şöyle dua etti: “Ya Rabbi, israftan çekinen insanlara bu eşyaları hayırlı eyle.”

Peygamberimizin evi de çok sade idi. Bir yatak, bir yastık, birkaç hasır ve oturmak için bir post O’nun ev eşyalarıydı.

+Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin

Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.), Peygamber Efendimizin torunlarıdır. Babaları Hz. Ali (r.a.), anneleri ise Hz. Muhammed’in (s.a.v.) en küçük kızı Hz. Fatıma’dır (r.a.). Peygamberimiz torunlarına iyilik ve güzellik anlamlarına gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermiştir. Torunlarının kulağına ezan okumuş, onlara kavuşmanın sevinciyle Allah’a (c.c.) şükretmek için kurban kestirmiştir. İki kardeş de dedeleri Hz. Muhammed’in (s.a.v.) terbiyesinde büyümüşlerdir. Peygamberimiz torunlarıyla yakından ilgilenmiş, onları yanlış yaptıklarında uyarmış ve onlara doğru olanı yapmaları için öğüt vermiştir. Onlar da dedelerinin öğütlerini, davranışlarını kendilerine örnek almışlar ve toplumda erdemli bireyler haline gelmişlerdir.

Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) fizik ve ahlak olarak dedelerine çok benzerdi. Çok cömert ve takva sahibiydiler. Hz. Hasan (r.a.) hayır yapmayı çok severdi. Bir avuç yiyeceği varsa yarısını dağıtırdı. Hz. Hasan’a (r.a.) “Güzel ahlak nedir?” diye sorulduğunda o; “Doğru söz, isteyene vermek, sıla-i rahim, komşu hakkında utanmak, arkadaş hakkında riayet, misafire ikram ve nihayet bunların başında hayâdır.” şeklinde cevap vermiştir.Peygamber Efendimiz “Allah’ım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir. Onların kirini gider ve onları tertemiz yap!” diyerek torunları için dua etmiştir. Ayrıca onlar için “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir. Hasan ile Hüseyin’i seven beni sevmiş olur; onlara buğz eden bana buğz etmiş olur.” diyerek torunlarının sevilmesini ve örnek alınmasını Müslümanlara öğütlemiştir.

+Kevser Suresi ve Anlamı

Kevser suresi Kur’an-ı Kerim’in 108. suresidir. Mekke’de inmiştir. Üç ayetten oluşur. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in en kısa suresidir. “Kevser” sözcüğü sınırsız bolluk, bereket, neslin çoğalması, maddi ve manevi çokluk anlamlarına gelir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) cennette müminlerle başında buluşacağı nehir veya havuza da kevser denir.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) erkek çocukları küçük yaşta vefat etmiştir. Bundan dolayı düşmanları nesli kesik anlamına gelen “ebter” diyerek Hz. Peygambere hakaret etmeye çalışmışlardır. Daha sonra Yüce Allah, başta nübüvvet olmak üzere Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kevseri yani bitip tükenmez nimetleri verdiğini müjdelemiştir. Bu nimetlerden biri de kızı Hz. Fatıma (r.a.) aracılığıyla neslinin devam etmesidir. Yüce Allah, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) asıl soyu kesiklerin kendisine kin besleyenler olduğunu haber vermiştir. Öte yandan Hz. Peygambere ebter diyenler unutulup giderken onun soyundan gelenler milyarlarca kişinin gönlünde taht kurmuş, isimleri geçtiğinde salâvatlar getirilerek kalplerde yaşatılmıştır. Günümüzde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) soyu dünyanın dört bir tarafında peygamber soyundan gelenler vasıtasıyla çoğalarak devam etmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim
İnnâ a’teynâ kelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel ebter.

5.Ünite:  ÇEVREMİZDE DİNİN İZLERİ

*Mimarimizde Dinin İzleri

• İslam dini, birlikte yaşamaya ve şehir kültürüne büyük önem vermiştir. Müslümanlar şehrin merkezine camiyi, caminin çevresine de medrese (okul), şifahane (hastane), misafirhane, aşevi, çeşme gibi toplumun faydalanacağı mimari eserler inşa etmişlerdir. Merkezinde cami olan ve toplumun ihtiyaçlarına pek çok açıdan cevap veren yapıların bir arada bulunduğu külliyeler bunun en somut örneklerindendir. Konya’daki Sahip Ata Külliyesi, Edirne’deki Bayezid Külliyesi ve İstanbul’daki Fatih Külliyesi; merkezinde cami olan ve pek çok sosyal işleve sahip yapılarla çevrili mimari eserlerdir.
• Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye, Mihrimah Sultan ve Selimiye camileri önemli mimari eserlerimizdendir ve tarihi mirasımızdır.
• İslam dininde namazın cemaatle kılınmasına verilen önemden dolayı büyük camiler inşa edilmiştir. Camiler, Müslümanların ibadet yapma ve bir araya gelme yeridir. Camilerde namaz kılınır, Kur’an-ı Kerim okunur, dua edilir, vaaz ve hutbe dinlenir. Aynı zamanda Müslümanlar camilerde bir araya gelerek birbirlerinin sıkıntılarını paylaşır ve çözüm bulmaya çalışırlar.
Caminin Bölümleri:
Kubbe: Yarım küre biçiminde olan ve caminin üzerini örten yapıdır.
Minare: Müezzinin ezan okuduğu, salâ verdiği, şerefesi olan, yüksek ve ince yapıdır.
Minber: Cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için çıkılan merdivenli, yüksekçe yerdir.
Mihrap: Kâbe yönünü gösteren ve imamın cemaate namaz kıldırırken durduğu yerdir.
Vaaz Kürsüsü: Camide vaaz verip cemaati dini konularda aydınlatan kişinin oturduğu yüksekçe yerdir.
Şadırvan: Cami avlularında bulunan, üzeri kubbeli veya açık olan abdest alma yeridir.
Şerefe: Camilerde minarenin etrafını çepeçevre dolaşan, müezzinin çıkarak ezan okuduğu, kenarları korkuluklu bölümdür.• Dinimizde ilim öğrenmenin ve öğrencilere yardım etmenin teşvik edilmesi, medreselerin ve külliyelerin yapılmasına önemli katkı sağlamıştır. Konya’daki Karatay Medresesi ve Erzurum’daki Çifte Minare Medresesi bu mimari türün önemli örneklerindendir.
• Mimari eserlerimizde süsleme sanatına da çok önem verilmiştir. Cami başta olmak üzere, bütün dinî yapıların süslemesinde hat sanatıyla yazılmış dinî yazılar ve levhalara yer verilmiştir. Hat yazılarının çevresi farklı çini desenleri ve tezhip gibi süslemelerle zenginleştirilmiştir. Ayrıca resmin yerini kültürümüzde minyatür sanatı almış, ebru ve tezhip gibi sanat dalları ortaya çıkmıştır. Bu sanat dallarından yararlanılarak dinî amaçlı kullanılan mimari eserler süslenmiştir.
• İslam dininin temizliğe verdiği önemin bir göstergesi olarak camilerde şadırvanlar ve ihtiyaç duyulan çeşitli yerlerde çeşmeler yapılmıştır.

*Musikimizde Dinin İzleri

• İslam kültüründe musiki önemli bir yere sahiptir. Bunun en güzel örneklerinden biri, Peygamberimizin ilk ezanı, sahabenin en güzel seslilerinden biri olan Bilal-ı Habeşî’ye (r.a.) okutturmasıdır.
• İslam tarihinde duygu ve düşüncelerin ifadesinde musiki önemli bir rol oynamış, böylece “dinî musiki” ve “tasavvuf musikisi” türleri ortaya çıkmıştır.
• Tasavvuf musikisinde ney, kudüm, tambur, bendir gibi çalgılar kullanılır.
• İlahi, naat, kaside tasavvuf musikisi türlerindendir.
• İlahi, edebiyatımızdaki dini içerikli şiirlerin bestelenmiş şeklidir.
• Mübarek günlerde ve gecelerde, düğünlerde vb. çeşitli merasimlerde okunan “mevlid”, Osmanlı Dönemi divan şairlerinden Süleyman Çelebi tarafından Peygamberimizin doğumunu anlatmak amacıyla yazılmış bir şiirdir.
• Teravih namazlarında okunan Salât-ı Ümmiyye, Osmanlı Devleti zamanında yaşamış ünlü bestekârlardan Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi tarafından bestelenmiştir.
• Günde beş kez camilerde okunan ezanlar belli usul ve makamlara göre icra edilmekte olup dinî musiki unsurlarından biridir.
• Dinî musiki alanında tanınmış önemli şahsiyetler: İsmail Dede Efendi, Mustafa Itrî Efendi, Hacı Arif Bey, Tanburi Cemil Bey, Münir Nurettin Selçuk.

*Edebiyatımızda Dinin İzleri

• Edebiyat; insanların duygu ve düşüncelerini dil aracılığıyla işlemesi ve eserler ortaya koymasıdır.
• Türk toplumunda din, başta içerik olmak üzere birçok yönden edebiyatı etkilemiştir. Türkler, Müslüman olduktan sonra İslam’ın hayata bakışını yansıtan pek çok edebi eser vermişlerdir.
• Zamanla tamamen dinî içerikli bir edebiyat oluşmuştur. Tasavvuf edebiyatı olarak adlandırılan bu türde Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli önemli eserler vermişlerdir.
• Edebiyatımızda dinin etkisiyle oluşan edebi eserlerin başında Yüce Allah’ın varlığı ve birliğinin konu edildiği tevhidler gelir. Allah’a (c.c.) yalvarıp yakarma ve dua etmeyi içeren münacaatlar da edebiyatımızda dinin izlerini göstermektedir. Hz. Muhammed’e (s.a.v.) duyulan sevgi ve saygının şiirsel olarak anlatıldığı eserler ise naat olarak adlandırılmaktadır. Bunlardan başka Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevi adlı eseri, Yunus Emre’nin şiirlerinin bulunduğu Divan’ı ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i edebiyatımızda dinin izlerini taşıyan en önemli eserlerdendir.

Ezanların Okunuş Makamları:
Sabah ezanı: Saba ve Hüseyni
Öğle ezanı: Rast ve Hicaz
İkindi ezanı: Rast, Hicaz ve Uşşak
Akşam ezanı: Segah
Yatsı ezanı: Rast, Hicaz, Beyati’ ve Uşşak

*Örf ve Adetlerimizde Dinin İzleri

İnsanlar hayatları boyunca örf ve adetlerle iç içe yaşarlar. Örf ve adetler toplumu bütünleştiren, ayakta tutan, barışı, huzuru sağlayan önemli kültürel değerlerdir. Örf ve adetlerin her ne kadar yasal bağlayıcılığı olmasa da sağlıklı bir toplumun oluşması açısından son derece önemli rolleri vardır. Örf ve âdetlerin oluşmasında toplumsal ihtiyaçların yanı sıra dinin önemli bir etkisi vardır. Toplumsal yaşantımızda dinin izlerini görebileceğimiz pek çok örf ve âdetle karşılaşırız. Bunların başlıcaları;

• Yeni doğan bir çocuğun sağ kulağına ezan okunması, sol kulağına ise kamet getirilmesi.
• Erkek çocukları için sünnet merasimi düzenlenmesi, bu merasimlerde Kur’an ve mevlit okunması, birlikte yemekler yenilmesi ve sünnet çocuğuna hediyeler verilmesi.
• Muharrem ayında aşure yapılması. Akrabalara, komşulara vb. aşure dağıtılması.
• Önemli gün ve gecelerde Kur’an okunması, hayır yapılması, mevlit okutulması. Örneğin; yeni bir bebek doğduğunda, bir genç askere gittiğinde, bir Müslüman vefat ettiğinde…

*Hz. Süleyman (a.s.)

Hz. Süleyman İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden olup Davud aleyhisselamın oğludur. Yakub aleyhisselamın neslindendir. Kudüs yakınlarındaki Gazze şehrinde doğdu. Hem peygamber hem sultandı. Çocukluğundan beri bilgili, iyilik ve adâleti seven biri olarak tanınmıştı. On iki yaşındayken babasının yerine geçip sultan oldu. Daha sonra kendisine Allahü teâlâ tarafından peygamberlik verildi. Ona peygamberlik verildiği Kur’ân-ı kerîm’de En’âm sûresi 84. âyette bildirilmektedir.

Süleyman aleyhisselam; “Yâ Rab! Bana hiçbir kimsede bulunmayan bir kudret ve devlet ihsân eyle.” diye dua etti. Duâsı kabul edilip cinlerin, rüzgârın ve hayvanların da insanlar gibi Süleyman aleyhisselama itâat etmeleri emredildi. Kendisine ism-i âzam duası, bütün mahlûkâtın dili ve ilimlerin sırları öğretildi. Peygamberlikle birlikte ihsân edilen ilim, hikmet ve sultanlık kudretini, insanları doğru yola kavuşturmakta ve daha iyi bir hayat yaşamaları için kullandı.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem hadîs-i şerîfte onun duası hakkında şöyle buyurdu: “Süleyman aleyhisselam, Beyt-i Makdîs’in binâsını bitirdikten sonra Allahü teâlâdan üç dilekte bulunmuştur: Kendisinden sonra kimseye nasîb olmayan bir mülk ve saltanat, İlâhî hükme uygun hüküm verme kudretinin bahşedilmesi. Yalnız namaz kılmak için Mescid-i Aksa’yı kastedip gelenlerin analarından doğdukları gibi günahsız hâle gelmeleri. Allahü teâlâ bunlardan ilk ikisini Süleyman aleyhisselama vermiştir. Üçüncü dileğinin de kabul edilmiş olmasını umarım.” Babasının temelini attığı Kudüs’teki Mescid-i Aksa’yı yapmaya devâm etti.Yedi senede pek sanatkârâne bir şekilde tamamladı. Daha sonra Kudüs’te büyük bir saray inşâ etmeye başlayıp on üç senede tamamladı.

Süleyman aleyhisselamın zamânında barış, îmâr, sanat ve ilim iyice ilerlemişti. Mescid-i Aksa inşâ edilip çeşmeler, su kanalları yapıldı. Köprüler, barajlar ve evler inşâ edildi. Hikmetinin ve büyüklüğünün şöhreti bütün dünyâya yayıldı. Zamânındaki bütün pâdişâhları ve ileri gelenleri doğru yola sevk etti. Onun zamânında muhteşem bir saltanata sâhip olan Yemen’de, Sebe şehrinde hüküm süren Belkıs’a mektup yazıp Filistin’e çağırdı. O da gelip Süleyman aleyhisselamla görüşerek îmân etti. Belkıs’ın Süleyman aleyhisselamla mektuplaşması ve Kudüs’e gelmesi Kur’ân-ı Kerîm’de Neml sûresinde anlatılmaktadır.

Süleyman aleyhisselam Akabe Körfezinden Fırat kenarına kadar kırk sene adâletle hüküm sürdü. Diğer hükümdârlar da kendisine bağlılıklarını bildirdiler. Ticâret gemileri yapıp Kızıldeniz ve Umman Denizinde ticâret yaptırdı. Rüzgâr onun emrine verilmişti. Rüzgâra binip dilediği yere tahtıyla birlikte kısa zamanda giderdi. Makâmına oturduğunda ve meclis kurduğunda kuşlar üzerine gelip kanatlarını yan yana gererek bir bulut gibi gölge yaparlar, güneş ve yağmurdan korurlardı. Süleyman aleyhisselam beyaz tenli, güzel, nûr yüzlü, saçı sakalı gür olup beyaz elbise giyerdi. Çok edebli, hep Allah’tan korkar, alçak gönüllü, yüksek şanlıydı. Miskin ve fakirlerle oturur; “Miskinin miskinlerle oturması uygundur.” buyururdu. Ömrünün son ânına kadar Allahü teâlânın takdir ettiği izzetle insanları doğru yola sevk etti. Herkes tarafından sevilmiş olup hiç kimse onun söylediklerine îtirâz etmiyor ve onun emri dışına çıkmıyordu.

Süleyman aleyhisselam bir gün yapılmakta olan büyük bir sarayın inşâsını kontrol etmeye gitmişti. Bu binâ bir su kıyısında çok heybetli bir saraydı. Ustalar ve işçiler sarayın tamamlanmasıyla meşguldüler. Sarayın balkonuna çıkıp kendisini yalnız bırakmalarını, hiç kimsenin yanına yaklaşmamasını emretti. Sonra da balkonun kenarında asâsına (bastonuna) dayanıp durdu ve etrâfı seyrederek tefekküre başladı. Bu sırada ömrü bitip eceli gelmişti. Azrâil aleyhisselam gelip; “Şu an dünyâdaki hayâtının son ânıdır.” dedi. Süleyman aleyhisselam: “Allahü teâlânın takdiri her ne ise o haktır. Rabbime hamdolsun ki, aslâ kimseye zulmetmedim. Rabbimin emrine itaat etmekte gecikmedim. Herkesin dönüşü Allahü teâlâyadır. Görevlendirildiğin emri yerine getir.” dedi. Süleyman aleyhisselam asâsına dayandığı hâlde ayakta vefat edip uzun bir müddet öylece kaldı. Saray inşâsında çalışanlar ise her gün işlerine muntazaman devâm ediyor, halk da oraya gelip gidiyordu. Süleyman aleyhisselamı uzakta, ayakta durur vaziyette görüyorlardı. Fakat vermiş olduğu emir üzerine hiç kimse yanına yaklaşmıyordu. Nihâyet asâsının yere temas eden kısmını güve kurdu yiyip asâ kırılınca cesedi yere yıkıldı. O zaman bu hâlini görenler vefat ettiğini anladılar. Bu husus Kur’ân-ı kerîmde Sebe’ sûresi 14. âyette bildirilmektedir. Süleyman aleyhisselam her yere hükmettiğinden, zamânında herkes îmân etmiş, yeryüzünde pek az îmânsız kimse kalmıştı.Vefâtından sonra İsrailoğullarının arasındaki birlik bozuldu, iki ayrı devlete bölünüp doğru yoldan ayrıldılar. Sonra da onlara doğru yolu göstermek üzere İlyas ve Elyesa aleyhimesselâm peygamber olarak gönderildiler.